Tuesday, Sep. 19, 2017

“DEPREM RİSK HARİTASI ÇIKARTILMASI” PROTOKOLÜ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASIDIR.

21 Aralık 2010

|

Yer:

“DEPREM RİSK HARİTASI ÇIKARTILMASI” PROTOKOLÜ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASIDIR.

İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI (İMO) BURSA ŞUBESİ’NİN, BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ–TÜBİTAK MAM ARASINDA İMZALANAN “DEPREM RİSK HARİTASI ÇIKARTILMASI” PROTOKOLÜ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASIDIR.

‘Bursa İli İçin Zemin Sınıflaması ve Sismik Tehlike Değerlendirilmesi Projesi’nin asıl amaçtan uzak olduğu vurgulanan İMO Bursa Şubesi’nin açıklaması şöyle;

Bilindiği üzere, Bursa Büyükşehir Belediyesi ile TÜBİTAK-MAM arasında 3 yıllık çalışmalar sonucunda kentin jeolojik ve jeofizik verilerinin ve deprem riski haritasının ortaya çıkarılması hedefiyle ‘Bursa İli İçin Zemin Sınıflaması ve Sismik Tehlike Değerlendirilmesi Projesi’ başlığı altında bir protokol imzalanmıştır. 2 Aralık 2010 tarihinde Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamanın ‘Bursa’nın Deprem Haritası Çıkartılıyor’ başlığına ve metindeki “Marmara depremindeki sıkıntıları tekrar yaşamak istemiyoruz” ifadesine bakıldığında, Bursa için deprem konusunda önemli çalışmalar yapılacağı düşünülebilir.

Marmara depremindeki sıkıntıları tekrar yaşamama hedefi, son derece doğru bir hedeftir. Bu amaçta olan ve aynı doğrultuda çalışmalar yapan yöneticilerimize, İMO Bursa Şubesi olarak deprem zararlarının azaltılması adına katkıda bulunmak bizim mesleki görevimizdir. Ancak, mesleğimizle ilgili hususlarda bir eksiklik ya da yanlışlık gördüğümüzde de uyarılarda bulunmak, aynı şekilde bizim için mesleki bir sorumluluktur. Bu bağlamda imzalanan söz konusu protokolle ilgili olarak aşağıdaki hususları belirtmek gerekmektedir.

1– “Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası” Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 1996 yılında hazırlanmış olup, yapılan yeni protokolde “Bursa’nın Deprem Haritası Çıkarılıyor” başlığının kullanılmasının doğruluğu tartışılmalıdır. Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasına göre, Bursa şehir merkezinin de bulunduğu büyük bir kısım 1. derece deprem bölgesinde, diğer kısımlar ise 2. derece deprem bölgesinde bulunmaktadır. Yapılan bu çalışmayla Bursa’nın deprem bölgesi mi değişecektir? Bursa şehir merkezi zaten 1. derecedir. Deprem haritasına göre bundan daha riskli bölge yoktur. Dolayısıyla bu bilinen bir husustur.

2– Bu protokol çerçevesinde yapılan çalışmalardan kullanılabilecek veriler var mıdır?” sorusuna maalesef “Var” şeklinde kesin bir cevap veremiyoruz. Zira depremle ilgili parametreleri deprem yönetmeliğinden, zeminle ilgili parametreleri de parsel bazında jeoloji ve geoteknik raporlardan alıyoruz. Açıklamada, “Şehrin jeolojik ve jeofizik verileri ortaya çıkarılacaktır” ifadesi yer aldığına göre, acaba parsel bazında jeolojik rapora ihtiyaç olmayacak mıdır? Ancak bu şekilde imzalanan protokol vatandaşımıza yararlı olabilir. Bunun dışında, inşaat mühendisleri ve yapılarımız için ayrıca bir anlam ifade etmemektedir.

3– Deprem konusunda yapılması gereken son derece açıktır. İlköğretim okullarına bile bilinçlenme için “İnsanları deprem değil, binalar öldürür” diye afişler asılmaktadır. Ancak maalesef hala depremin kendisiyle uğraşıyoruz ve mevcut yapıları görmezden geliyoruz. Üzerine çalışılması gerekilen öncelikli konu mevcut binaların rehabilitasyonu olduğu halde, biz can ve mal kaybı açısından doğrudan ilgili olmayan konular üzerinde zaman kaybediyoruz. Deprem bilimine göre, Bursa’da deprem bugün ya da 50 yıl sonra, ama mutlaka olacaktır. Bunu gereğinden fazla tartışmanın anlamı nedir? Ya da büyüklüğü 7.3 mü,7.5 mi olacak? Bunu tartışmanın deprem esnasında insanlara faydası nedir? Elbette bu protokol kapsamındaki çalışmalar, akademik anlamda yapılması gereken ve tatminkâr sonuçlara ulaşıldığında da, can kaybını önleme ve azaltma çalışmaları için altlık oluşturabilecek çalışmalardır. Ancak, Bursa deprem açısından yoğun bakımdadır ve sürekli kan kaybetmektedir. Biz bu kan kaybını önlemek yerine, derideki çizikleri pansuman etmekle uğraşıyoruz. Kaçak yapılaşma ve mevcut kalitesiz yapı stoku, Bursa’nın kan kaybettiği atardamarlardır. Fayın hangi sokaktan geçtiğini tartışsak ya da her eve bir deprem kaydedici yerleştirsek, can kayıplarımız azalacak mıdır? Bu bağlamda yapılan protokol sorgulandığında, çalışma bittiği zaman can kaybı azalacak mıdır? Binalardaki hasar düzeyinde bir azalma görülecek midir? Bunlardan hiçbiri olmayacaksa, o zaman bu çalışmaların deprem zararlarını önleme ve azaltma açısından nasıl bir faydası olacaktır?

4– 19 Ağustos 1999 Depreminden sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yönetmelik-genelgeleri doğrultusunda Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde kalan 3 merkez ilçe belediyesi (Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer Belediyeleri) için jeolojik-jeofizik-geoteknik değerlendirme raporları hazırlanarak 2001 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’ne onaylatılmıştır. Daha sonradan Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil olan 4 ilçe belediyesi de (Mudanya, Gemlik, Kestel, Gürsu Belediyeleri) söz konusu dönemde kendi sınırları için jeolojik-jeofizik-geoteknik değerlendirme raporları hazırlanmış, bu raporlar akabinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’ne onaylatılmıştır. Fakat, günümüze kadar kullanılan değerli çalışmaların o tarihteki kısıtlı imkan, zaman ve bütçeleme dikkate alınarak yapıldığı, ayrıca Büyükşehir Belediyesi sınırlarının da genişlediği bilinmektedir. Bu yüzden, günümüz koşulları da dikkate alınarak Bursa il sınırları için ilave ve yeni çalışmalar yapılarak, hazırlanan jeolojik-jeofizik-geoteknik değerlendirme raporlarının revize edilmesi ve yeni raporların hazırlanması gerekmektedir.

5– Bursa ili sınırları içerisinde protokol kapsamında yapılacak çalışmaların sadece jeofizik çalışmaları (Mikrotremor ölçümleri, gravite ölçümleri vs.) kapsadığı öğrenilmiştir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve sonrasında Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından hazırlanan genelgeler ile her tür ve ölçekteki imar planlarına altlık olmak üzere hazırlanan jeolojik, jeolojik-geoteknik ve mikrobölgeleme etüt raporlarının format, içerik ve onay işlemlerine yönelik esaslar belirtilmiş ve onay makamının Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı olduğu ifade edilmiştir. Protokol kapsamında yapılacak çalışmaların bu genelgelerde yer alan sadece jeofizik çalışmaları kapsadığı tespit edilmiştir.  Söz konusu genelgelerde, belirlenen bölge ve plan bazında jeolojik-jeofizik-geoteknik çalışmaların bir bütün olarak dikkate alınarak sahada çeşitli derinlik ve adette sondajların, arazi deneylerinin, laboratuar deneylerinin, jeofizik çalışma ve deneylerin yapılması, topografik koşullar da göz önüne alınarak jeolojik-jeofizik-geoteknik değerlendirmelerin hazırlanması gerekliliği vurgulanmaktadır. Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde kalan bölgede 3 merkez ilçe ve sonradan katılan 4 ilçe belediyesi için yapılan jeolojik-jeofizik-geoteknik değerlendirme raporlarının ilave çalışmalar ile geliştirilmesi ve revize edilmesi; Büyükşehir Belediyesi sınırları haricinde Bursa il sınırları içerisinde ise yeni ve ilave çalışmaların yapılması gerektiği söz konusu genelgelerden de anlaşılmaktadır. Tüm bu yapılacak çalışmalardan sonra mevcut yapılaşma ve planlama dikkate alınarak Bursa ili için Deprem Master Planının hazırlanmasının gerekli olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak; 1999 da yaşadığımız sıkıntıları bir daha yaşamama hedefi son derece doğrudur. Ancak, imzalanan protokol çerçevesinde yapılacak proje, bu anlamda bizim kan kayıplarımızı önlemeyecektir. Bu proje, akademik anlamda önemli bir çalışma olabilir. Oysa Bursa deprem açısından kan kaybetmekte ve yoğun bakımdadır. Şehri yoğun bakımdan sağlıklı olarak çıkarmanın yolu, hastanelerimizin, okullarımızın, idari binalarımızın ve diğer önemli yapılarımızla konutlarımızın deprem güvenliğinin belirlenmesi, çıkan sonuca göre güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasıdır. Kaçak yapılaşmanın da mutlaka önüne geçilmelidir. Diğer tali çalışmalar, çizikleri pansuman etmekten öteye geçmeyecektir.

Kaçak yapılaşma olası bir depremde can ve mal kaybı riskini daha da arttırırken, 15 Temmuz 2010 tarihinde Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yapılan plan değişikliğiyle Vakıf, Millet ve Samanlı mahallelerinde yaklaşık300 hektar, konut alanına dönüştürülmesini de hatırlatmak isteriz. Yaklaşık yüzde 40’ı yapılaşmış bölgedeki kaçak binaların yasallaştırılmış olması bir yana geri kalan bölüm de tarım arazisidir. Üstelik imara açılan bu bölge, hem taşkın alanında kalıyor hem de zemin depremsellik açısından büyük tehdit içeriyor. Zira zeminin sıvılaşma potansiyeli de yüksek. Bu iki tehdidin belediyenin planlarında da açıkça görülmesi de ayrıca manidardır.

Meydana gelecek olası bir deprem ile defalarca tekrarladığımız gerçeklerin acı bir şekilde ortaya çıkmasından endişe ediyoruz ve deprem adına yapılacak çalışmalarla buna harcanan paraların etkinliğinin özenle değerlendirilmesini diliyoruz. Bu bağlamda, başta İnşaat Mühendisleri olarak bizler olmak üzere, depremle ilgili diğer mühendis ve mimarlar ile çeşitli mevkilerde bulunan yöneticilerimiz de sorumlu davranmak durumundadır. Bu bakımdan, imzalanan protokol çerçevesinde yapılan çalışmaları ve ulaşılan sonuçları takip ederek değerlendireceğimizin bilinmesini isteriz.

Kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.”

TMMOB

İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi

Yönetim Kurulu

İlgili Haberler

BAŞKAN ALBAYRAK: “GENÇ MÜHENDİS ADAYLARINA DESTEK OLACAĞIZ”
ORHANGAZİ ÜNİVERSİTESİ’NDEN TEBRİK ZİYARETİ
İMO BURSA ŞUBESİ TEKNİK GEZİLERİNİ SÜRDÜRÜYOR

About Author

@imobursa